3 Ekim 2009

Beril - I. Bölüm


Akşamüstü yeni yeni yerleşiyordu İzmir'e. Beril yan yatmış, boylu boyunca uzanıyordu. Yüzü duvara dönüktü. Ömer odaya girince sessiz sessiz yatağa doğru yürüdü ve yavaşça yatağa oturdu. Beril'in uyuyakalıp kalmadığından emin olmak ister gibi bir hali vardı. Eli onun omzuna dokunsun mu dokunmasın mı tereddütündeyken, pikenin altından çıkan bir çift beyaz ayak gördü. Bunun üstüne Beril'i kendine çekerek gövdesine sıkıca sarıldı ve boynuna kocaman bir öpücük kondurdu. Beril'se pike ve Ömer'in arasında sıkışıp kaldığından huzursuzca debeleniyordu. Hiç beklemediği bir anda böyle bir aşırı sevgi gösterisi ile karşılaşmanın şaşkınlığından sonra o da ellerini pikenin altından çıkarmış ve Ömer'i sımsıkı tutmuştu. Şimdi birbirlerine kenetlenmiş bir şekilde sakince uzanıyorlardı. Ömer'in burnu hala Beril'in sık dalgalı saçlarında, kulağına onu ne kadar sevdiğini fısıldıyordu. Beril'se bomboş duvara bakıyordu ama an'ın sarhoşluğundan neye baktığının farkında olmadan, Ömer'in her sözünü zevkle dinliyordu.

“Bana ne istersen yap, senden asla vazgeçmeyeceğim birtanem... Paha biçilmezsin! Hiçbir şeye değişmem seni...”

Beril bu sözleri kafasında farkında olmadan irdeliyordu. “Paha” ve “değişmek” kelimeleri ona başka şeyler çağrıştırıyordu. Aklına bir kuyumcunun vitrinindeki parlak mücevherler geliyordu önce. Sonra da kasanın arkasında duran adama uzatılan bir deste para. Alışveriş yaparken annesi geliyordu. Yüksek değerde taşı olan bir yüzüğe annesinin verdiği onca para, emek, çalışma... Beril'in değeri neydi acaba? Ömer ona “Paha biçilmezsin!” derken ne kadar da öznel bir tutum içindeydi. Herkes böyle miydi? Beril kendi arkadaşları arasında nasıl bir konumdaydı ve onu kaybetmekten en çok korkan kimdi? “Ömer olmalı...” diye düşündü hiç tereddütsüz. Çünkü Ömer onun biricik sevgilisiydi. Birbirlerini elde etmek için aslında öyle çok fazla bir çaba harcamamışlardı, olaylar kendiliğinden gelişivermişti. Tanıştıkları günü düşününce Ömer'i hep elinde basket topuyla hatırlıyordu. Oyundan Beril ve arkadaşlarıyla tanışmaya geldiğinde bile elinden bir an olsun topu bırakmamıştı. Kâh sektiriyordu, kâh havada kendi kendine atıp tutuyordu. Ömer'in elleri ne kadar büyüktü! Bir an Beril kendini o topun yerine koymuştu oracıkta... Ömer'in elleri onu tamamen sarar gibi gelmişti. Bu ani dalgınlığı Ömer fark etmiş olacak ki topu sıkı sıkı göğsüne bastırmış ve oyuna geri dönmesi gerektiğini düşünmüştü. O giderken Beril'in yüzünün rengi atmıştı çünkü böyle aniden gitmesine bir anlam verememişti. Baş başa gezmeye başladıktan sonra bu tanışma gününü sık sık hatırlamışlar ve akıllarınca türlü senaryolarla birbirlerine sunmuş, “Şöyle olsaydı böyle yapar mıydın? Yoksa ben o gün gelmeseydim yine de tanışır mıydık?” gibisinden sorular sormuşlardı. Bir yıldan fazla olmuştu birlikteliklerinde.

Beril bunları düşünürken Ömer fısıldamaya ara vermiş, gözlerini kapamış, kollarını gevşetmiş ve Beril'in saçlarının kokusuyla nerdeyse uykuya dalmak üzereydi. Beril o sırada arkasına döndü ve endişeyle kabullenmişliğin karışımı bir bakışla Ömer'in dalgın yeşil gözlerinin içine baktı.

“Ömer,” diye başladı.

“Söyle aşkım!”

Beril çocukça gülerek, “Gitmeee!” dedi. Ömer bunun üstüne kendini tutamadı ve bir kahkaha attı. Sonra tıpkı bir çocukla konuşur gibi ekledi,

“Birtanem bak şimdi, ben birkaç gün sonra gideceğim ama sana söz yatcaz kalkcaz yatcaz kalkcaz ve sen benim yokluğumu hiç anlamayacaksın. Hemen dönüvereceğim.”

“Ya dönmezsen?” Beril yine çocukça bir dudak bükmeyle sordu.

“Bana güvenmiyor musun?”

“Kendime güvendiğim kadar...”

“Beril'im hemen de büyüyüverdi. Afferin sana!” Beril'in çatılmış kaşlarını görünce Ömer alttan almaya karar verdi ve dedi ki,

“Sana asla ihanet etmeyeceğimi biliyorsun, değil mi? Bunu yaparsam kendimden vaz geçmiş olurum. Çünkü sensiz yaşayamam.”

“Çünkü ben senim sen de ben... Biliyorum Ömer, bunları yüz binlerce kez konuştuk zaten. Aklıma üniversite başvuru formlarını doldurduğun günler geliyor. İnanılmaz heyecanlıydın. Bana da az daha bulaştırıyordun.”

“Ama sen ÖSS'den vazgeçmemeye kararlıydın. Belki senin de İstanbul'a gidecek olman benimle nerdeyse eşit koşullarda üniversiteyi tecrübe etmen demek olacak. Ne dersin?”

“Tabii ki ev ve aileden uzak kalmak ikimiz için de etkili ama ben en azından kendi ülkemdeyim canım, naber?”

“Hava mı atıyorsun şimdi bir de bana? Ben de alıştığımdan başka bir ülkede yaşamak ne demek onu öğreneceğim!”

“Tamam canım, şaka yapıyorum. Hemen de üste çıkmaya çabalamıyor musun? Ömürsün doğrusu. Ben çoktan kabul etmişim senin gidişini. Hayallerine ortak olmuşum. Kendiminkileri de katmışım. Benim için herhangi bir sorun yok. Seni bekleyeceğimi biliyorsun.”

Ömer bu sözün üstüne Beril'e sımsıkı sarıldı, onu doyasıya öptü tekrar. Hareketsiz kalınca ikisi de uykuya daldı. Akşamüstü yeni yeni yerleşiyordu İzmir'e...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder